FAİK SALİK
CHAOS
26 Eylül 2009 Cumartesi
CEVŞEN
nice yıllar geçti üstümden inceden bir kabuktum
nice aylar geçti üstümden incecikten yakuptum
nice günler geçti üstümden hafifçe ayıktım.
gözükürdüm bazen bir serapta kendime
kaybolurdum kendimden bir çardakta.
ama felekte yıldızlar ilminin ustasıyla karşılaştığım bir an
önceden bakmıştı sanki yıldızıma
Tanrınınboyası üstüne aksın dedi o getirdiğin yeşil ölçekten
ayrılırken bıraktığım miske sonradan baktı.
bir eliyle yazarken diğer eliyle tütünden bir cigara yaktı.
bir bana baktı bir yana baktı
kum saatinden zamana aktı.
o an felekten bana bir ağıt yaktı
şimşekler çaktı ağaçlar kalktı
kalktığımda oturduğum yer bir yataktı.
bir elimde kağıtlar yarenlerle oynadığım bataktı.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
DERZİ DERSİNE GİRİŞ

cenge çıkarınca boynunu
hecelenen bir şiir gibi incecik
ve kalın toynaklı atların binicileri gibi
zülkarneyn
iki anın ortasını bile ince iğnesiyle yoklayan terzi
idristen öğrenmiş ilik düğmeyi

sonra bırakınca kendini yokuştan aşağı
belki ulu nebiden bir mektup getirmiştir bu elçi
yarı mevlana yarı halo
o da bir garib idi gerçekten
ama yüreğimiz en kızıl çelikten daha çok dövülmüş
dünya cam olmuş kanatmış yüreğimi
şimdi bir barış güvercinin kalp atışlarını süzüyor elim
sanki elek
sanki ağ

-hızırın uğradığı şehirde şaşırdığı o sokaktayım
çıkmaz olsa da tekrar tekrar yürüyecek ve
her seferinde oynaşan çocuklara kulağımızı çektireceğiz.-

merhabaya gelince eli
dudağı izliyor ya her seferinde kaşlarımı
ama diyorum işte
ne saz ne ney anlatır derdimi
belki bir kuru ezan sesi.

sıkmaya gelince eli insanın kurşunu
eğer hedef kafasıysa nedense şaşmaz
şaşırmaz insan oysa başkalarına ders anlatırken.
o da öyle anlattı bana idris nebinin göksel hatıralarını
bir farkla bitlisli idris
bir farkla kaçırıyordu çünkü
her defasında ada vapurunu
ama onu da gönlümün vapurlarında gezdirmeye
ahdettim.

meleklerle gezdiğim o şehirlerden arta kalan yağmur
taşların üstündeki tüberük eşyalar
ve sarp yokuşu aşkının
sana da geldim ey nüzül
ey Faki Şamyanın mabedi.
sen de yalnız değilsin artık deyrahtamara
çünkü sana da yüz sürdük
süzüldü seni yalnız izlerken yaşlarım
tekneyi idrisin derzisiyle işledim aklıma
kutlu ol ve öyle kal
unutmayacağım ikramlık dutlarını da.
22 Temmuz 2009 Çarşamba
KUTLU KORSAN
Gözükür bir gün gözü kör,
Aldanma cahil, gözden kasıt candır
Canan çandır, ve her aşık bir nevi
Sevginin zangocu.
Göz körse gönül evi daha kür(ı)
Can yoksa birinde artık esir(ıı)dir.

Özlem can kemiğinin iliğidir
Ve kanserdir gerçekte her aşık
Aşığın elindeki gürz
-İntikam almadan olmaz
Alınmadan intikamı her şeyin
Bilki olunmaz.

ı) Derin
ıı)Alemi doldurduğuna inanılan madde dışı şey, bütün şeylerin özü.
19 Temmuz 2009 Pazar
O İDİ GİTTİĞİM



Bilki billur değildir hiçbir aşk

Şakası yoktur ve de Tanrının sevenlerine

Bazen bir kuşcağız daha yakin görür kendinden

Bu yüzdendir denmesi

Görme kendini gayriden gayri

Diye değildir bak ötelerden her anış

Şiire değmesinmiş kokusu derler, derlenirler

Barut kokulu kılıbıklar.

Oysa yele dolanan boyunlarımızla kılıçlardan daha dik

Ve mermilerden daha delişmenizdir bunu sen böyle bil.


Bu da kim diye sorduğum andan beri

Kimsen sen, ben de işte öyle bir benim diyen

Dehası değil dahası olmak önemli

Devam etmeyecekse şarkın cenette

Bırak yıkılsın evin ne önemi var.

Diyen biri daha çıkmadı karşıma

Vardı da mı görmedim:

Değildi işte o değildi

Anladım sona yakın

Şaşı bakmışım bunca yıl

Kuluncumdaymış şiir.

KİN TENİMDE KURURKEN


elbet yalnızlığımdan yana biraz şımarık


ve evet yanık tenim kalbime dem vurmuş


ama yine de kalburunu unutmadım hain!


biraz talih gerekli hanım


biraz renk gerekli insana açılmak için



güllerde renk toplar tomurcuklar içinde.


Vaktaki nurun rengine kan biçildi


Daha boynum kalkmamışken rukudan


Ant ettim sana dönmek için.



Bahası varsa baharın bu buhardır


Buhurdur mabedin yaslı kokusu


Ve öten kuşları ihmal eden her kalbin


İhmal edileceği vaktin yakınlığını haber veriyor


Şafakta öten horoz boyunlu kızıllığın tiz sesi.

04 Aralık 2008 Perşembe
ZAFER SUNUSU

Ne kadar demir yüklenir ki bir ruha
bir kırılım reddesi mevcut değilse bu ruhun
yükleniveriyorsa şayet istemeklikle kavrayıp.
Şayet her ayet için bir kıvrımı varsa sırtın
her kemik bir bilginin sırrını yükleniyorsa ser verip
biteviye duraklamalar ardından başını çıkarıyorsa gayret kılıncı.
Kın keskinliğine dayanıyorsa zırh bir bilmeceyse çözülüp geceye dökülen kor demirin tütsüsü gitmiş pasında.
Bütün odaların bağlandığı bir oda bir geçit varsa develere iğne boyu
Gam yemem çün hayat bir geçitse göklere ve yar-enlere.

Daha erken ve geçi yoksa
zamanlamaların optimumu zirve burcunda.
Senin elinden zehir baldıran ve bal birse ey şah-ı şehin şahan.
Siyah ve beyaz ve ikisi birden, ikisini birden kuşatan birliğin, sayılarla yan yana dizilmeyen birliğin:-derlerki :-O’dur Ehad!
cümle melekler ve melekut bir cümleyse kelamından
ey bütün cümlelerin kurucusu, koruyucusu onları tümleyen bağın bağlı olduğu nefesin üfleyeni.
Olduruşun karanlıkla nuru en uzakla yakını bir kapta bir tutamda
başkalar zor bilir oysa çün kolay sana hep
işlerinle kafaları karışık bizlerin bilmezliğimiz: indinde tüm işlerin tüy ve kıl hafiflik ve inceliğinde yürüyüşü

Gam yemem çün demir terazilerin mantığın elekto hesapçıların yani insanın maddeden türettiği veya manadan hep bir pay düşüyorsa yanılgıdan kesbine
Çün sensin düzleyen tüm hesapları ki sonsuzluk pınarına sayılar kapından dizilmiştir yola
ve katında bir hesap var olduğundan o türetilmemiş insan anlığından
iyi ile kötüyü tartan

Gam yemem çün hesabı görülecek
görülecek neymiş manzara.
SÜRGÜN
Hani adamlar adımlara karıştı ya. Gürledi tez esen rüzgar. Sürgün, borazanına bir dudak daha ekledin.
Çıkınımla çıktığım bu dam, bu son gülücükleri seyrettiğim ay yüzünde, son sözlerim, son deyişim aklıma:-dur!
saklıydım artık. Bir daha değmedi yürek kanatan keskin bıçakların ucu ucuma. Saklıkalan bir özlemdi belki ufukta kanat çırpıp kanatmak dağ taş. Kekik kokuları biriktirirdi toynaklarında ova bayır gezinen her soylu at. Çünkü ödenecek bir bedeldi aşka arş olmaklık, çünkü oymaklar kırpışırdı gözlerinden.
UFUKLARDA YÜZÜŞ
Bağrıma bekleyişler serpen bahar da geldi.Eksik yok, ne varsa tüm.
Belki beklemek tan ağarışlarını-evet! sancılı-,kulağımıza konsun için o şarkı.
O kuş kanat çırpsın diye öpüşlerime.
Adımlarıma dalgalar kabarsın, yer kişnesin altımdan.
Cep astarım olsun bir kitap cildi.
Yeterki dokunuşuma depreşen heyecanlar bitmesin, gitmesin kırlangıçlar.
Sanadır bu burgaçlı yüzüş. Kanat çırpıp pençe-divan, pençe-yer hıçkırışım.
YAZIMDIN

Uzardım gererdi güneş gölgemi yaya.
Alırdım karşıma arşı .
Erirdim biterdi güneş,
geceye düşerdi dağılan yanlarımı toplamak.
Ağlardım sonra donardı yaşım
yakalanırsa eğer halbilmez bir bakışa.
Ah ama sen bilirdin.
Bilirdin hangi tırmıklar gezinir ayazımda.
Yazımdın çünkü sana sorardım, senden öğrenirdim öğlenimi.
Vurulacak olsam, atım dehlenmekten bitkin düşüverse, karşıma çıkıverse bir eşkıya, -yolumdun çünkü tüm kaçmaklıklardan.
Ne ki o atılmış oka yamadı beni hayat, bitiverdin.
El oldun kulpumu kırıp, kırpıp sonra üstümden bir yıldız gibi,
-artık göğüme güneş değilsin.
Gecelere kaldı boy vermen.
01 Aralık 2008 Pazartesi
ŞAYET
Meselenin doğal bir yanı var
Kaplanlar avda misal,
ceylanlar ve de evde değil.
Yılan gibi süzülmek,
eğer gerekseydi insana
gerekseydi yutkunmak
bir kuşu boğduktan sonra
hayat daha doğal olurdu.
Parfüme satır açmak ve ısrar
etmek blue cinde
hele motor tekerlerine
odaklanmak,
kimsenin aklına gelmezdi belki de.
09 Ekim 2008 Perşembe
EJDERİN YOLU


taşlar gibi yuvarlandım yolunda
heykeller gibi vardım secdene
bilseydim eğer
bilseydim kuş olmak için boğulmak gerektiğini
seve seve içerdim o boğan o sarsan denizin sularını
bilseydim eğer olmak için
önce yanmak sonra tozlanmak gerektiğini
seve seve varırdım ateşe.

yine bir gün doğdu
yine erdi şafağa sabahlar
yine kan kımıldandı damarımda
kalbimdeki kan pıhtılanmış olsa da
o da yeşerecek gün gibi ortada
ortada sevgimiz
ortada harbimizden arta kalan iskeletler.

dağların dağına
yüce siyon dağına
mabedler mabedine
hakkın mabedine
yol aldık çok şükür.
artık hüzün yok
yok artık hayaletler
çünkü tanrım yüce Rab
el verip aldı beni.
14 Eylül 2008 Pazar
DAMLALARDAN BİR YAZIT


ıstırap denizleri kumaş gibi biçerken
aklıma düştü aklar saçlarımdan önce
iki geyik koşturur önümde
biri avım biri avımın aşkı
böylecene sıvayamaz insan kolunu zora karşı
ama çare yoktur tersine akmaz nehirler.
köleler vardır baha biçilemez pazarlarda
oysa kellesini taşımak çoğu kez acı verir insana
biraz dar geçit
biraz tenha
fakat bu menfez bana saçlarımı yolduramayacak
ahdettim bir kere geçmeye.

türlü binekler gördüm kimisi kanatlı
kimileyin indim ayı inine
biraz kış uykusu oh
biraz damla duşu taşlarda
gel hadi nazlanma artık
beyazlarda seni beklemekte allar da
ey aşkım bu yazıt senin için.

tütsüledi beni ulular
nazarlıklar asılı kapımda
ama sen olmayınca yanımda
bir yanım karanlık kalacak hep
gel beni ışığa çıkar
ey eflatun dilli sevgilim.
07 Eylül 2008 Pazar
SANCILAYAN AĞRILAR

gördüğüm an güz rüzgarlarını
bir imrenme belirir kanımda
o an isterim ba misil olmayı
uçup da en derine atlayıp ve çıkıp sonra göğe
karnım sancılanıyor her seferinde
yine de imrenirim iyi çoban hikayesini okurken incilden.

yer yarıklarına dolgu olmayı arzular içim
gök boşluğunu dolduramayacağımı bilsemde
yine de imrenirim tüyleriyle uçan kuşlara
her dem yeni bir ülke fethediyor usum
ama yine de bir sancı sarıyor benliğimi
acaba diyorum her zaman arşa nazar ettiğimde.

başbuğlar tüllerken livalarını
bende bir arzu belirir inceden
kandan bir renge boyanmak isterim nasıl olacaksa
nasıl olacaksa olsun derim yerle gök arasındaki sırat
yine de bir sızı sarar usumu
olmalıyım Tanrının kayasında Davud'la yanyana.